Youtube Toolbar | KAPAT

27 Ocak 2008 Pazar

Bon Jovi


Heavy metal çıkışlı çok az grup Bon Jovi kadar popüler olmayı başarabilmiştir. '80'lerin ilk yarısında tüm dünyayı sallayan İngiliz Def Leppard'a, Amerikalıların bir cevabı gibidir Bon Jovi. Grup, trendlerin peşinden gitmek yerine, kendi trend yaratıp, başkalarını peşinden sürüklemiştir. '80'lerde Amerika'da yaşanan pop metal akımından da günümüze kadar gelebilen yegane grup Bon Jovi olmuştur.

Bon Jovi'nin kuruluşu, grubun vokalisti Jon Bon jovi'nin lise zamanında başlayan rock n'roll tutkusuna kadar uzanıyor. Jon, arkadaşı David Rashbaum ve kuzeni Tony ile birlikte ufak yerlerde konserler veriyordu. Tony'nin New York'ta Power Station adını taşıyan bir kayıt stüdyosu vardı. Bu stüdyoda E Street Band ve Aldo Nova gibi tanınmış isimlerle demolar kaydeden Jon, bunlardan "Runaway" adını taşıyan tek parçalık demosuyla bir anda New Jersey radyolarının en çok çalınanlarında zirveye oturacak bir hit yaratmış oldu. Bongiovi adı altında gönderdikleri demonun kayıtlarında Jon ve David Rashbaum'un yanısıra gitarist Dave Sabo, basist Alec John Such ve baterist Tico Torres yeralıyordu. 1983 yılında Polygram/Mercury Records ile yapılan albüm anlaşmasından sonra kayıtlar sırasında Jon Bongiovi, soyadını kolay okunabilmesi için Bon Jovi şeklinde değiştirdi. Diğer kurucu üye klavyeci Dave Rashbaum ise göbek adı Bryan'ı soyadı olarak kullanmaya başladı. Power Station Stüdyosu'nda albüm kayıtları sürerken gitarist Dave Sabo gruptan ayrıldı ve yerine ileride Jon'dan sonra grubun en popüler elemanı olacak olan Richie Sambora geldi.

Bon Jovi'nin kendi adını taşıyan ilk albümü 1984 yılında yayınlandı. Single olarak yayınlanan "Runaway" Billboard listelerinde ilk 40'a kadar yükseldi. Albüm, bir ilk albüm için fazlasıyla başarılıydı ve bu başarının arkasında grup için benzersiz bir sound yaratan kuzen Tony Bongiovi'nin payı büyüktü.

1985 yılında grubun 2.albümü "7800 Degrees Fahrenheit" yayınlandı. Çıkar çıkmaz altın plak alan albümün en büyük hiti hiç kuşkusuz "In & Out Of Love"dı. Bu arada ilk albümünü Bon Jovi'den sadece 3 yıl önce yayınlamış olmasına rağmen Amerika'da bir fenomen haline gelmiş olan Mötley Crüe'nun da zirvedeki yeri tehlikeye girdi.

İlk 2 albüm her ne kadar birçok hit ve hit adayı mükemmel parça içerse de, Bon Jovi'nin Mötley Crüe, Kiss, Def Leppard ve ZZ Top gibi sound olarak yakın durduğu rakiplerini geçebilmesi için güçlü bir çıkışa ihtiyacı vardı.

Daha önce Kiss ve Mötley Crüe için de hitler yaratmış ünlü şarkı sözü yazarı Desmond Child, bu kez Bon Jovi'nin yayınlanacak olan 3.albümü için New Jersey ve New York gençliğini yakından ilgilendiren konuları içeren birçok şarkı sözü yazdı. 1986 yılında "Slippery When Wet" adı altında yayınlanan albüm, Bon Jovi'yi zirveye taşıyan albüm oldu. "You Give Love A Bad Name" ve "Livin On A Prayer" singleları Billboard'da 1 numaraya kadar çıktı, "Wanted Dead Or Alive" ise ilk 10'a girdi. Sadece Amerika çapındaki satışı ise 9 milyonu buldu.

"Slippery When Wet"in getirdiği başarı, grubun "her yıl 1 albüm" geleneğini de sekteye uğrattı. Albüm sonrası çıkılan dünya turnesi 1 yılı aşkın bir süre devam etti ve 4.albüm "New Jersey" ancak 1988'de vitrinlerdeki yerini alabildi. Albüm 5 milyonluk Amerika satışının yanısıra 2 tane 1 numara olacak single'ıyla da dikkat çekiyordu: "Bad Medicine" ve "I'll Be There For You". Yayınlanan diğer singlelar "Born To Be My Baby" ve "Lay Your Hands On Me" ise ilk 10'a girdi.

1989'da grup, Cher'i destekleme kararı aldı. Cher'in "Heart of Stone" albümünde Richie Sambora gitar çaldı, grup ise sanatçıyla 18 ay sürecek olan bir dünya turnesine çıktı. Bu arada Jon Bonjovi, Young Guns II filmi için "Blaze Of Glory" şarkısını yazdı ve bu parçayla Grammy ve Oscar Ödüllerine aday gösterildi. Şarkıyla aynı adı taşıyan ilk albümünü ise 1990 yılında yayınladı. 1991'de ise gitarist Richie Sambora'nın ilk solo albümü "Stranger In This Town" yayınlandı.

1992'de grubun 5.albümü "Keep The Faith" çıktı. Başta "Bed Of Roses" olmak üzere albümden 5 single yayınlandı ve hepsi de önemli liste başarıları kaydetti. 1994 yılında grubun ilk toplama albümü olan "Cross Road" yayınlandı ve satış rekorları kırdı. '90'ların başında Seattle kaynaklı olarak ortaya çıkan grunge akımı Amerikan pop rock ve glam rock gruplarını tarihe gömerken, Bon Jovi'nin popülaritesi buna rağmen artarak devam etti.

Basçı Alec John Such'tan sonra grup dışı bir basçıyla yola devam kararı alan grup, 1995 yılında kariyerinin en silik albümü olan "These Days"i yayınladı. Elektronik müziğin hızlı yükselişi ve grup müziğinin eski popülaritesini kaybetmesi Bon Jovi üzerinde olumsuz etki yaptı. 1997'de Jon Bon Jovi 2.solo albümü "Destination Anywhere"i, 1998'de Richie Sambora da 2.solo albümü "Undiscovered Soul"u, 1999'da ise klavyeci David Bryan ilk solo albümü "Lunar Eclipse"i yayınladı.

2000 yılının sonlarında Bon Jovi "It's My Life" single'ıyla büyük bir patlama yaptı. Ardından çıkan "Crush" albümü Bon Joviş'yi yeniden zirveye taşıdı. Yayınlanan 2.single "Say It Isn't So" da başarılı klibiyle müzik kanallarının ilk tercihi oldu.

Albüm sonrası geniş çaplı bir dümnya turnesine çıkan grup, dönüşte 1985'ten bu yana verdiği konserlerin kayıtlarını derledi ve kariyerinin ilk konser albümünü "One Wild Night" adı altında yayınladı. Albümde "One Wild Night" adını taşıyan yeni bir parçanın yanısıra 2 de cover parça yeralıyordu. Sahnede Bob Geldof'un katılımıyla söylenen Boomtown Rats klasiği "I Don't Like Mondays" ve Neil Young klasiği "Rockin' In The Free World".

2002 yılına geldiğimizde grubun yeni albümü "Bounce" için çalışmak üzere stüdyoya kapandığını görüyoruz. Ancak Jon Bon Jovi arkadaşlarından biraz daha fazla mesai yapıyor. Harley Davidson motorsikletlerinin 100.yılı şerefine 2 yıl boyunca motorsikletle gezerek çeşitli eyaletlerdeki harley davidson kutlamalarına katılacak olan Jon Bon Jovi, New Jersey'e döndüğü an yeni albüm "Bounce"un vokal kayıtlarını bitirecek. Albümün bu yılın sonlarına dorğu yayınlanması bekleniyor.

Bob Dylan


1941 Minnesota doğumlu. Bay Abraham ile Bayan Beattie’nin oğlu. İlk ismiyle, Robert Allen Zimmerman. Rusya’dan göç eden Yahudi atalarının niçin bir Alman soyismi taşıdıkları hakkında bir fikri yok. Söylediğine göre, kendisine seçtiği yeni soyisminin, Galli şair Dylan Thomas ile bir ilgisi de…

Sonradan “Huzurevine oranla daha fazla kişinin öldüğü yer” olarak tanımlayacağı üniversiteden atıldığında, henüz onsekiz yaşında genç bir adam. Yirmisinde ise dağınık ve kirli saçları, eski püskü giysileri, omzunda gitarı ile New York’ta, “Beatnic”lerin arasında. Ona göre New York “Henüz çok fazla insanın gitmediği, gidenin de geri dönmediği” bir yer ve oraya gitmek, “Aya gitmek gibi bir şey”…

“The Freewheelin’ Bob Dylan” 1963’te piyasaya çıktığında, o artık bir ilah olma yolunda. Albümün kapağında New York sokaklarında sevgilisi Suze Rotolo ile birlikte çekilmiş bir fotoğrafı var. “Blowin’ In The Wind”, herkesin dilinde.

Her seferinde farklı bir şeylerden bahsetti o. Savaşların anlamsızlığından, Tanrı’dan, adaletsizlikten, seksten, aşktan, sevgiden… Ve her seferinde değişik kesimlerin tepkisini çekti. Bu onun kabahati değildi aslında. Bir şeyler söylüyordu; ama bir başka sefer aynı şeyleri tekrarlamıyordu. Sadece içinden geleni yapıyordu. Belki de, kitleler onu görmek istedikleri gibi görüyordu. Folk müziği seçmesinin nedeni de zaten, gitarı ve armonikasından başka hiç bir şeye ihtiyaç duymayacak olmasıydı. Evet, bir bencildi o…

Joan Baez’in söylediğine göre, “gördükleri sadece kendisi için bir şey ifade ediyordu”. “Başkalarının ihtiyaçları için kafa yoran biri değildi.” Yine de Baez ona aşık oluyordu. Geceliği oniki dolarlık izbe bir otel odasında gazetecilere üstünde kocaman siyah ceketi, beyaz gömleği ve mor kol düğmeleri ile röportaj verirken, Baez’in gözünde “Gözleri Tanrı’nınki kadar yaşlı ve kendisi bir kış yaprağı kadar naif”ti. Aşk, demek ki böyle bir şeydi.

Kadınlarından en çok hangisini sevdi acaba? Kendisine Fransız şairlerini tanıtan Suze Rotolo’yu mu, onu anne şekfatiyle kucaklayan Joan Baez’i mi, yoksa Joan Baez’in Woodstock’taki evden almasına izin verdiği mavi geceliğin sahibi olan karısı Sara Lowndes’i mi?

Bu sorunun cevabını bilmiyoruz ama onu belki de en çok öfkelendiren kadın Marianne Faithfull.

1965’te İngiltere turnesi sırasında yanındaki “elit bohemlerle” birlikte Savoy Otel’dedir Bob Dylan. Ve Marianne Faithfull ona yakın olabilmek için otele gider, odada bir köşeye çekilir. Dylan’ın daktilosuna, “eninin ideal mısra ölçüsü olduğunu söylediği” kalın bir tuvalet kağıdı takılıdır. Faithfull onun dikkatini çekmediğini düşünürken, o, sürekli bir şeyler yazmaktadır. Ne yazdığını sorduğunda, aldığı cevaba şaşıracaktır Faithfull. Dylan, onun hakkında bir şiir yazmaktadır.

Dylan’ın teklifi üzerine, yeni albümünü dinlerler bir gece otel odasında. “Onun özel dinleyicisi olmanın” bir bedeli vardır elbette. O gece “Tanrılardan biri Olimpos’tan inmiş, ona kur yapmaktadır”.

Ama Faithfull, bir Tanrı’yla yatmaktan korkar. Üstelik hamiledir ve bir hafta sonra evlenecektir. Faithfull’un o gece gerçeği söylediği için pişmanlık duymasının nedeni, onunla yatamamış olması değil, o tuvalet kağıtlarına kendisi için yazılanları hiçbir zaman öğrenemeyecek olmasıdır.

İngiltere turnesi Joan Baez’le ilşkilerinin de sonu olur. Forest Hill Konseri’ne kendisini davet ederek New York’tan Amerika’ya açılmasına yardımcı olan Joan Baez’i, İngiltere turnesinde sahneye davet etmemiştir.

1973’teki “Pat Garrett and Billy The Kid” albümüne kadar bir süre sessiz kalır. Bu yıl, “Knockin’ on Heaven’s Door” ile Bob Dylan olduğunu bir kez daha hatırlattığı yıldır. Üç yıl sonra gelen Desire albümündeki “One More Cup Of Coffee” ise bir başka klasik olacaktır.

Turnelerle, konser albümleriyle, filmlerle, toplama albümlerle bugüne gelinir.

İnişli çıkışlı hayatını yazıyor şimdi. Yüzyılın büyük şairleri arasında ismi geçiyor.

“Nashville Skyline”’ın kapağındaki o hırpalanmamış çocuk gülümseyişinden ne kadar uzak. Bob Dylan’ın zaman yerleşmiş tenine, bakışlarına. Şimdi bir koca adam.

Bob Marley


Efsane reggae sanatçısı Bob Marley'in 130'un üzerinde plağı, her biri dillere destan olmuş yüzlerce şarkısı bulunuyor. Asıl adı Robert Nesta Marley olan unutulmaz sanatçı, 6 Şubat 1945 tarihinde dünyaya gelmiştir.

5 yaşındayken, annesi Kingston'a taşınmaya karar vermiş ve orada Bob ve ailesi, yaşamı boyunca Bob'un en iyi arkadaşlarından biri olan Bunny Livingston ve ailesi ile birlikte yaşamışlar. Bob ve Bunny, o yıllardan beri müzik ile uğraşmışlar.

Bob Marley, reggae müziğinin sadece Jamaika sınırlarında kalmamasını sağlayıp, onu bütün dünyaya duyuran en önemli isimlerden biridir. Büyük bir kesim tarafından bu tür müziğin kralı olarak ifade edilen Bob Marley, söz yazarı, şarkıcı ve gitaristtir. Profesyonel anlamda müziğe The Wailers grubu ile başlamıştır. The Wailers, Peter Tosh ve Bunny Livingston'dan oluşuyordu ki, bu isimlerde daha sonradan Bob Marley gibi solo kariyer çalışmalarınadevam ettiler. İlk hitleri "Simmer Down" olmuştu.

Bob, The Wailers'dan ayrıldıktan sonra, üç kadın reggae sanatçısının oluşturduğu The I-Threes adlı gruba müzikal alanda yardım etti. Topluluğun elemanlarından Juddy Mowatt, tecrübeli sanatçı için şu ifadeyi kullanmıştı; "Bob Marley?in şarkı sözü ve müzik altyapısı öylesine gelişmiş ki, kendisi bir müzik ansiklopedisi gibi"

Bu ünlü Jameikalı söz yazarı, sadece kendisi ile değil bu grubu ile de, "ada müziğinin" evrensel bir boyut kazanmasını sağladı. Şarkılarında politik ancak basit bir içerik vardı.

"Catch A Fire"ı 1972 yılında yayımladı. Bu çalışmayı; 1973 çıkışlı "Burnin?", 1975'te kaydedilen "Natty Death" ve 1975 tarihli "Live" albümleri izledi. İngiltere, Almanya gibi önemli Avrupa ülkelerinde de hatrı sayılır bir dinleyici kitlesine sahip oldu. Bu sayede Avrupa'da özellikle o yıllar için büyük önem taşıyan konserler verdi.

En popüler şarkılarından biri olan "Get Up, Stand Up", sosyal karmaşayı konu edinir. "No Women, No Cry" gibi politik olmayan içerikte parçaları da vardır.

Birleşmiş Milletler "Barış Madalyası", 1978'de Afrika insanına yapılan insancıl yardımlara şarkılarıyla destek olduğu için, Bob Marley'e verilmiştir. Ve bu ödülü aldığı sene insancıl yardım amacıyla Jamaika'da konsere çıkmıştır. Müzisyenliğiyle uluslararası alanda kabul gören Marley, insani yönüyle de büyük takdir kazanmıştır.

Yaptığı "I Shot The Sheriff" ve "Get Up, Stand Up" gibi şarkılar ünlü sanatçı Eric Clapon tarafından yıllar sonra yeniden düzenlenmiştir.

Ve Bob Marley, 11 Mayıs 1981 tarihinde hayata gözlerini yumdu. Belki bedeni değil ama unutulmaz eserleri, büyük manevi değer taşıyan yardım çalışmaları ve dimdik ayakta duran adıyla dünya müziğinin en önemli efsanelerinden biridir.